820
13 Takipçi | 0 Takip
22 03 2011

Devler ve Tanrılar Savaşı

Hesiodos Olympos tanrılarına kadar birbirini izleyen soyları, kuşakları, saydıktan sonra, şöyle der (Theog. 630 vd.): “Titan tanrılarla Kronos oğulları ki birileri, mağrur Titan'lar, Othrys'de, öbürleri, tüm nimetleri verenler, Olympos'un tepesinde oturanlar, uzun zamandan beri savaşıyorlardı güçlü saldırılarla birbirlerine girerek. Yürekleri hınçla dolup taşarak tam on yıl cenkleşti durdular, bitip tükenmek bilmiyordu bu kavga, belli değildi kimin kazanacağı.” Demek ki Zeus Kronos'u yenmekle egemenliği hemen ele alamadı, Olympos'luların saltanatı ancak kendilerinden önceki kuşakla on yıl süren bir savaştan sonra kurulabildi. Bu başarının da ancak Yüz Kollu Devlerin yeraltındaki hapislerinden çıkarılmalarıyla sağlanabildiği belirtilir. Othrys'le Olympos ikisi de Thessalia'nın birer yüksek doruğudur. Bu iki dağın tepesinden sürdürülen savaş Theogonia'nın en renkli, en devinekli sahnelerindendir (Theog. 666-735): “Ogün tanrı ve tanrıça hepsi azgın bir cenk havası estirdiler, Hepsi, Titan tanrıları, Kronos oğulları ve Zeus'un gün ışığına çıkardığı güçlerine dayanılmaz azgın devler, Her birinin yüz kolu vardı onların omuzlarında heybetle savrulan, her birinin elli de kafası vardı güçlü bedenlerinin omuz başlarında. Dikildiler Titan'lara karşı korkunç savaşta koca ellerinde yalçın kayalarla. Titan'lar da atılıyordu şevkle sıra sıra, her iki taraf gösteriyordu var gücünü. …Çevrede sonsuz deniz homurdanıyordu, Toprak kükredi birden gür sesiyle, engin gökler yankılanıp inildedi ölümsüzlerin saldırıları altında, koca Olympos sarsılıyordu temelinden, ağır bir deprem iniyordu Tartaros'a kadar karışarak gümbürtüsüne korkunç saldırışları... Devamı

22 03 2011

MEDEİA, ALTIN POST'UN ALINMASI

  Argonaut'lar Altın Post'u geri istemek için kral Aietes'in karşısına çıktıklarında, kralın kızı Medeia İason'u görür ve büyük bir aşkla ona tutulur. Güçlü bir büyücü olan Medeia bundan böyle Argonaut'ların ve İason'un bütün işlerini eline alır ve dilenince yönetir. Kral Aietes görünüşte Altın Post'u vermeye razıdır, ama bir ejderi öldürmesini, ateş püsküren, tunç ayaklı iki boğayı boyunduruğa koşup öldürülen ejderin dişlerini ekmesini şart koşar. İason ister istemez bu koşullara evet der. Medeia araya girer, İason'a kendisini eş olarak almaya söz verirse yardım edeceğini bildirir. Sonra da yiğide büyülü bir merhem hazırlar. Bedene sürüldü mü bu merhem deriyi silah geçmez hale sokar, bir gün boyunca ne yaralanır, ne de ölür. Ejderhanın dişlerini toprağa ektikten sonra silahlı adamlar biteceğini, aralarına bir taş atarsa, bunların kavgaya tutuşup birbirlerini öldüreceklerini de söyler. Medeia'nın dediği gibi olur, İason boğaları boyunduruk altına sokmayı ejderin dişlerini tarlaya ekip üstünde fışkıran silahlı adamları birbirlerine Öldürtmeyi başırır. Ne var ki Aietes gene de Altın Post'u vermeye razı olmaz. Argo gemisini yakmaya ve Argonaut'ları öldürmeye kalkar, ama Medeia daha hızlı davranmış, İason'la el ele vererek Altın Post'u bekleyen ejderi uyutmuş ve koçun pöstekisini alıp Argo gemisine kaçırmışlardır. Ertesi sabah Argo gemisi şafak sökmeden yola çıkar. Medeia babasının kendilerine yetişememesi için korkunç bir çareye başvurmuştu: Yanına aldığı küçük kardeşi Apsyrtos'u kesip doğradı ve parçalarını yol boyunca serperek uzaklaştılar, arkalarından gelen Aietes... Devamı

22 03 2011

uĞuRSuZ eVLiLik

   İtalya Kralı’nın oğlu 30 Mayıs 1867’de bi dükün kızıyla evlenecekmiş Düğün için şenliklerin başladığı gün inanılmaz trajik olaylar zincirinin de başladığı tarih olmuş Efsaneye göre, kraliyet ailesi bu olayları uzun süre halktan saklamış Çünkü “sarayın etrafında uğursuzluk var” söylentisinden çekiniyolarmış Önce, gelinin giysilerinden sorumlu olan hizmetçi kendini asmış Ardından, düğün alayını saraydan kiliseye götüren gruba liderlik eden komutan, güneş çarpması sonucu fenalaşıp hastaneye kaldırılmış, ancak kurtarılamamış Bu arada, kızın çeyizini saraya getirmişler Sarayın kapısı uzun süre açılmamış Kapıdan sorumlu olan görevli kan gölünün içinde yatar halde bulunmuş Allahtan nikah kıyılırken ölümler durmuş ama rahip, “Sizi karı-koca ilan ediyorum” der demez kilisenin içinde bi silah sesi yankılanmış ve Kraliyet Muhafız Alayı’ndan bi asker yanlışlıkla kendini vurmuş (üstelik kafasından) Gelinle damat nikahtan sonra kraliyet ailesinin balayı yaptığı bölgeye gidecekmiş Düğün alayı tren garına doğru yola çıkmış Genç çiftin olduğu arabada resmi nikah işlemlerini yapan memur da varmış Bi ara arabanın tekerleği çukura düşünce adam kafasını hızla cama çarpmış ve bayılmış (Bilmiyoruz ama kesin ölmüştür) Bu arada, kraliyet trenini hazırlayan gar şefi kendini lokomotifin altına atarak intihar etmiş Kral Victor Emmanuel, bu trajik olaylara son vermek için gelinle damadın balayı köşküne gitmeyip, saraya dönmelerine istemiş Çünkü oğlu ve yeni gelininin bu uğursuz günleri sarayda, güven içinde geçirmelerinin daha iyi olacağını düşünmüş Ancak düğün alayı saraya doğru giderken... Devamı

22 03 2011

KoNt DraKuLa

Vlad Drakula 15.yy'da yaşamış gerçek bir Romanya prensiydi. Ordusunu Türklere karşı kışkırtmakla ünlüydü. Kahraman olmasının yanı sıra Vlad bir seri katil ve en favori öldürme şekli kazığa geçirmek olan canavar ruhlu bir adamdı.Bu bir çeşit çarmıha germe işlemiydi,ama kurban çarmıha asılmak yerine uzun,sivri bir sırıkla alttan kazığa geçiriliyordu. Diğer bir şekilde söyleyecek olursak kazık vücudu dikey bir şakilde geçerdi. Daha sonra bu bir orman dolusu vücut,onları seyretmekten ve kulak tırmalayıcı seslerini dinlemekten zevk alan Vlad Drakula için sergilenirdi. Vlad Drakula gerçek bir vampir olmadığı gibi yine de modern vampir hakkında en inanılabilir tanıma sahipti. Vlad Drakula yemeklerinde kurbanlarının kanlarını çorba gibi ekmeğini batırıp içerdi. (aLıNTıDıR) Devamı

22 03 2011

GaRiP biR HiKaYe...

Adamın biri, biR cumartesi gecesi evine dönüyomuş Birden 15-16 yaşlarında sevimli bi kızın yolun kenarında otostop yaptığını görmüş Adamın da aynı yaşlarda iki kızı varmış Hemen arabayı kızın yanına yanaştırmış, “Gece yarısı böyle ıssız bir yerde ne yapıyosunuz Allah aşkına? Bu saatte otostop mu yapılır?” demiş Kız, “Uzun hikaye Rica etsem beni evime götürür müsünüz? Buraya çok yakın Bu iyiliğinizi ömür boyu unutmam” diyerek arka koltuğa oturmuş Kızın üzerinde cicili bicili, hoş bir elbise varmış Evinin adresini vermiş Gerçekten de yakınmış ev Adam eve vardığında önünde durmuş, “İşte geldik küçük hanım” diyerek arka koltuğa dönmüş ama arkada hiç kimse yokmuş Gözlerine inanamamış tabi Hemen arabasından inip evin kapısını çalmış Beyaz saçlı, çok yorgun görünen yaşlı bi kadın açmış kapıyı Adam heyecanla, “Bana inanmayacaksınız ama yoldan küçük bi kız aldım Bana buranın adresini verdi ama tam geldiğimizde” Yaşlı kadın adamı susturmuş, “Biliyorum, biliyorum” demiş, “Sonra da ortadan kayboldu değil mi? Bu başımıza ilk defa gelmiyo Her cumartesi akşamı aynı şey olur” Meğer kız bi cumartesi gecesi diskodan dönerken trafik kazası geçirmiş ve oracıkta ölmüş Şimdi her cumartesi gecesi kazada öldüğü yerden otostop yapıp evine gelmek istiyomuş ama bunu bugüne kadar başaramamış Kadın bunları anlatırken adamın gözü piyanonun üzerindeki kızın fotoğrafına ilişmiş Evet, kız aynı kızmış ve üzerinde de aynı elbise varmış (aLıNTıDıR..) ... Devamı

22 03 2011

aNKa KuŞu

Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, Bilgi Ağacı nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş... Kuşlar Simurg a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler. Ancak Simurg un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş. Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. Yorulanlar ve düşenler olmuş. Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp; papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş(oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış): Kartal; yükseklerdeki krallığını bırakamamış; baykuş yıkıntılarını özlemiş, balıkçıl kuşu bataklığını. Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış. Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi 'şaşkınlık' ve sonuncusu Yedinci Vadi 'yokoluş'ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş... Kaf Dağı na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış. Simurg un yuvasını bulunca ögrenmişler ki; 'SİMURG ANKA - Otuz Kuş' demekmiş. Onların hepsi Simurg muş. Her biri de Simurg muş. Simurg Anka yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yokoluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olma... Devamı

22 03 2011

RaPuNZeL'N SaÇLaRı

 Kırmızı çoraplı karıncalar ölü kuşlara kanat geriyordu.Deniz içine çekmişti bütün ağlamaklarını.Aşksa hep oradaydı ve hiç değil gibiydi.Bütün bu güzel şeyler bir sihir kitabından çıkıyordu.Ve pandora ve kötülük ve karanlık arttıkça ve o şey ve o aşk ve o sihir bozuluyordu.Ve bir rapunzel karanlığa korkusuzca saç uzatıyordu.            Artık bütün güzel ışıklar gözümüze batacaktı.Ve o zaman geldiğinde; bizden bütün bağlarını koparmış hayat geriye doğru sayacaktı.            Kalbi delik şimdiki zamanlar yorulmuştu yalnızlık arttıkça.Çöp kovalarında şarap şişeleri birikiyordu.Ve sayfalar ve kalemler sadece şiir yazılmak için kullanılıyordu.Aşk bir mitostu o günden beri ve kalemlerin ucu kırıldığında aşk da kırılıyordu.            İşte demeter o zamanlar dünyaya, dünya kadar aşk satmakl hükümlüydü.Ve biz bütün tarladaki başakların saçlarını koparıp, bütün rapunzellerin saçları uzasın diye dünyaya dağıtmıştık...           Koşmak; uzun bir eylemdi herşey gibi. Herşey gibi güzel ve herşey gibi uzaktı. Herşey gibi yorgun ve hep kendine koşan bir eylemdi...         Dokunmaksa hiçbirşeye dokunmadan gelen bir eylemdi.Yani; rapunzeli saçlarına dokunmak gibi...          Yani hayat; yani çine anlmlar yüklediğimiz bilmece.... Yani bizi kocaman bir yalana inandırdıkları o uzak geçmiş ve yakın gelecekte, yani israfil dede sur-u üflediğinde thatanos bizi karşılamaya geldiğinde bir çançiçeği çalacak içimizde ve yeryüzünde hiçbir mutlu son kalmayacak...    ... Devamı

22 03 2011

Bu GeCe

  Bu GeCe öyle bir hayaldin sadece adını bir defa koymuştum dilime içimde varsın sadece... vardın sadece... aşk dilinde sade bir hece hikayeydin içimde sadece... bir ayrılık gecesinde yine  dilimde varsın yine içimde varsın yine aşk geçen hikayemde yine sen varsın... bu gece.. (aLıNTıDıR)   Devamı

12 12 2010

Av MeVSiMi HaYDe

HaYDe Devamı

06 12 2010

Fantastiqa

Fantastiqa |  görsel 1
Fantastiqa |  görsel 2
Fantastiqa |  görsel 3
Fantastiqa |  görsel 4
Fantastiqa |  görsel 5
Fantastiqa |  görsel 6
Fantastiqa |  görsel 7
Fantastiqa |  görsel 8
Fantastiqa |  görsel 9
Fantastiqa |  görsel 10
Fantastiqa |  görsel 11
Fantastiqa |  görsel 12
Fantastiqa |  görsel 13
Fantastiqa |  görsel 14
Fantastiqa |  görsel 15
Fantastiqa |  görsel 16
Fantastiqa |  görsel 17
Fantastiqa |  görsel 18

Benden önce söylenmiş sözleri haklılığına kızdığım oldu zamanında Ama inandığımda Ömrümde her şarkı; başka bi kapı açtı Bu şarkının ardında sen, Bu kapının ardındaysa; Benden önce söylenmiş sözler vardı. Çok zornden önce söylenmiş sözleri haklılığına kızdığım oldu zamanında Ama inandığımda Ömrümde her şarkı; başka bi kapı açtı Bu şarkının ardında sen, Bu kapının ardındaysa; Benden önce söylenmiş sözler vardı. Çok zor Devamı

01 12 2010

KİM ÖZLERDİ

  O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer. Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer. Utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer. Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer. Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer. O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, hiçbir zaman duyulmasaydı eğer. Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar, kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer. Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, öylesine delice bakmasalardı eğer. Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de, kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer. Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer. Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer. Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer. Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer. O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi, yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer. O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer. Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri, her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer. Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de, dev bir özlem dalgası mey... Devamı

01 12 2010

BEY VE HANIM

  Seneler geçsin, sen beni bil, ben seni bileyim istiyorum. Benim olduğu kadar dostlarının, dostlarının olduğu kadar benim ol istiyorum. Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım. Yaşayalım ki, öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı. Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız. Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız. Öyle ki, yalnız sıkılmak sıkmalı bizi. Güzel günlerimizi, evimizde bir şişe şarap ve pijamalarımızla kutlamalıyız. Yada bazen dostlarla ucuz biralar içerek... Böylece yaşamalıyız işte. Sonra çocuğumuz olmalı, Düşünsene senin ve benim olan bir canlı. Geceleri ağladıkça sırayla susturmalıyız. Sen arada mızıkçılık yapmalısın ve ben söylenerek almalıyım sıranı. Yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım, söylenerek yumurta kırmalısın. Hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız. Zaman su gibi akıp giderken, herşey yaşanmış bir hayatımız olmalı. Herşeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden Mutluda olsa, kötüde olsa, yaşadığımız günler bizim günlerimiz olmalı. Saçlara düşünce aklar, yada gidince aklar, çocukları güvence altına alıp gitmeli bu şehirden. Kavgasız, her sabah cinayetle uyanılmayan, sessiz bir yere gitmeliyiz. Geceleri balkonda denizi seyredip, sandalyelerimizde sallanmalıyız. Eve gelip benden kahve istemelisin. Çocuklar gelmeli ziyaretimize, geçmişteki hareketli günlerimizi anımsamalıyız. Ben, "Bey" demeliyim sana, sende "Hanım". Öyle sevmelisin ki beni bu yazdıklarım korkutmamalı seni. Tebessümler açtırmalı yüzünde. Birgün bu hayatı bırakıp giderken, sadece mutluluk olmalı yüzümüzde. Birbirimizi sevmenin gururu olmalı herşeyde.... ... Devamı

01 12 2010

YAŞAYALIM Kİ

Seninle yaşlanmak istiyorum. Seneler geçsin, sen beni bil, ben seni bileyım istiyorum. Benim olduğu kadar dostlarının, dostlarının olduğu kadar benim ol istiyorum. Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım.  Yaşayalım kı, öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı. Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız. Sen çok dertlenip, içip, arkadaşlarınla eve gelmelisin. Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız. Öyle ki, yalnız sıkılmak sıkmalı bizi.  Yaşayalım ki, paramız olunca sevinelim. Güzel günlerimizi, evimizde, bır şişe şarap ve pijamalarımızla kutlamalıyız. Ya da bazen dostlarla ucuz biralar içerek... Böylece yaşamalıyız işte.  Sonra çocuğumuz olmalı, düşünsene, senin ve benim olan bir canlı. Geceleri ağladıkça sırayla susturmalıyız. Sen arada mızıkçılık yapmalısın. Ve ben söylenerek sıranı almalıyım. Yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım, söylenerek yumurta kırmalısın. Hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız.  Zaman su gibi akıp giderken, herşey yaşanmış bir hayatımız olmalı. Herşeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden. Mutlu da olsa, kötü de olsa, yaşadığımız günler bizim günlerimiz olmalı. Saçlara düşünce aklar ya da gidince aklar, çocukları güvence altına alıp gitmeli bu şehırden.  Kavgasız, her sabah gürültüyle uyanılmayan, sessiz bir yere gitmeliyiz. Geceleri balkonda denizi seyredip, sandalyelerimizde sallanmalıyız. Eve gelip, benden kahve istemelisin. Çocuklar gelmeli zıyaretimize, geçmışteki hareketli günlerimizi anımsamalıyız...  Öyle sevmelisin ki beni, bu yazdıklarım korkutmamalı seni. Tebessümler açtırmalı yüzünde. Bir gün bu hayatı bırakıp giderken, sadece mutluluk olmalı yüzümüzde, birbirimizi sevmenin gururu olmalı "herşeyde".  ... Devamı

01 12 2010

SENİNLE OLMANIN EN GÜZEL YANI

 Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?  Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.  Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?  ''Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.  Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?  Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek...  Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?  Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.  Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?  Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana... Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek... Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.  Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?  Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak... Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak.  Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?  Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime.  Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?  Nereden bileceksin?  Sen benimle hiç olmadın ki. Olsaydın avuçlarım terlemezdi... Isırmazdım dilimin ucunu... Özlemezdim seni yanımdayken.K... Devamı

01 12 2010

O OLMAZSA YAŞAYAMAM

O olmazsa yaşayamam O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin. Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın. Ve zaten genellikle O daha az sever seni, Senin O'nu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini... Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin. İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları... Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. "O benim." diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin... Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya, yada pembeye. Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat. İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak... Can YÜCEL     ... Devamı

25 11 2010

Sen istedin diye sustum

Sen istedin diye sustum.Yazmıyorum artık sana ,seni.Ama bildiğim birşey var hala bende sana ait bir kalp var,sende de bana ait anla artık ne yapsak da bizi birleştiren çizginin adı kader,kaderden kaçılmıyor sevdiğim,duygularımızdan kaçsak da kaderden kaçılmıyor.Yolumda dikenler olsa da,setlerde kursalar kalbim kalbim dinlemiyor bak yine sen diyor.Sense elvedalar da kalmışsın.Kaçsan bile nereye kadar.Sen gidiyorsun ve ben bu gece yüreğimi yerinden söküyorum,eğer sen yoksan onun varlığını da istemiyorum artık.Bak söktüm yerinden kalbimi şu an elimde eyvah bu kan evet kan kaybından ölmek üzereyim,son nefesimde bile hala son sözüm sensin.Senin ismin dudağımda dua olmuş.Gözünaydın sevdiğim gözünaydın sevin kurtuldun benden.Kalbimi soracak olursan onuda sana postaladım belki görür de seni böyle seveni öldürdüğün için üzülürsün diye.Ona iyi bak elveda sevgilim.Sebebim oldun,katilimsinnnnn. Devamı

25 11 2010

Çünkü gitmiştin….

çünkü gitmiştin…. Soğumuştu mevsim ardından bakarken. Soğuktu dilsiz duvarlar, içine kirli su birikmiş kaldırımlar. Bulut perdelemişti mavi gökyüzünü… Ketumdu üstelik semalar. Vermedi ödünç bir damla yaş bile. Islak kaldırımlarda yankılandı ayak seslerin… Ve gittin… Yitirdim güneşimi, serin bir koyuluğa dönüştü gümüşten kumsallar..Eteklerine tutunmuştu yeşil yapraklar, ağaçları çıplak kaldı yüreğimin… Gittim bereketini yitirdi, kurudu topraklar. Yer değiştirdi mevsimler, umutsuzca kanat çırptı börtü böcek. Gelmedi beklenen bahar…  ... Devamı

25 11 2010

Senİn İÇİn ......

Senİn İÇİn ......Parçalansa da yüreğim Beyazlar içinde görünce seni Asla vazgeçmem seni sevmekten Bir başkasının olsan bile. Hasretinden yok olsam da Yine aşkım yok olmaz Neden beni böyle bıraktın Yüzüstü bu dünyada Hiç mi sızlamaz bu yüreğin Hiç mi ağlamaz gözlerin Neden inkar ettin sevgimizi El ele dolaştığımız şu sokakları Çiçek açmış serin baharı Dilek tuttuğumuz yıldızları Hiç mi yoktu değeri Sana delicesine bağlı olan Senin için dünyayı yakan Sadece sana inanan Ve Seni seven yüreğimin Mutlu ol meleğim Önemli değil yüreğim Senin için yok olsa da Feda olsun şu canım uğruna... Devamı

25 11 2010

Sen İkinci Tekil Kişi...

Sen İkinci Tekil Kişi... Bir sonbahardı, ağaçtan düşmüş bir yapraktı.Sararıp solacağını bile bile yanıma aldım SENi. Keşke ağacına yeniden asabilseydim oysa... Başka yazlar, başka kışlar yaşadım SEN'le. Her mevsimi farklı yaşatan, insanı başkalaştıran belki de başkaldırandın. Eksik yanım yani,tamamlayandın. Tek hatamız kuralları bilip de hiçe saymamızdı. Belki de kuralsızlığı seçip bu kadar şeffaf olmamalıydık birbirimize. Şimdilerde, yaşamımı çok sorguluyorum ve bir tarih kitabına benzetiyorum. S.Ö. ve S.S. diye bahsediyorum, dostlarımla hikayemi paylaşırken. Tarihte her şeyin bir miladı var ya benim ki de SEN'mişsin işte... Yazdı gidişin, yazdın giderken; konuşamadık bir türlü ,konuşmadın,konuşmadım tek kelime. Kalkıp gittim öylece. Hiç kimsenin alkışlamadığı iki büyük tiyatrocu gibi... Hep kahkahalarımız çınlarken, dram bitti her güzel oyun gibi...Yazdı gidişin, yazdın giderken, belki yazım ama yazık... Ne ben Mecnun'um ne de SEN Leyla, peki seneler geçmesine rağmen neden kalbimdeki bu yara? Neden hala kalbim Yar' a?... Hayalle gerçek arasıyım, delilik ve akıl, yanan ve yakan, sevda ve SEN' sizlik... Ya siyahım ya beyaz diyen BEN fazlasıyla griyim şimdilerde. Oysa bilirsin hiç sevmem biraz ondan biraz bundan deyip ortalarda durmayı. İki arada bir SEN'deyim hala... Ve SEN sadece 2. tekil kişisin artık yazılarımda. SEN diye yandığıma SEN diye yazdığıma bakma. BEN, kelimeleri kafiyeleştirmeye, kafiyeleştirip anlamlandırmaya, anlamlandırıp anlatmaya çabalayan bir serseri; SEN, sadece 2. tekil kişisin sevgili... ... Devamı

23 11 2010

Dibi yosun tutmuş denizin

  Dibi yosun tutmuş denizin İlgilenme dalgaları seyret Işıklar sönmüşse karanlıksa odan Boşver ayı seyret Yenik düşüyorsan özlemlerine Aldırma kalbindeki sevgiyi hisset Sabret Sabret ki her şey hissettiğin sevgi kadar derin ve Sonsuz olsun yani her şey senin güzel kalbin karşısında sussun…  ... Devamı