820
13 Takipçi | 0 Takip
11 05 2011

Büyük Sevdalar

Son zamanların En büyük sevdalarını, Yaşıyorum ben. Sokaklara indim Kapı kapı.. dolaştım Acıların sevdaların Girmediği ev aradım Bulamadım.! Kendimi Dağlara vurdum Ferhatı gördüm. Koştum çöllere Dolaşırken Mecnundan Keremi sordum.. Son zamanların En büyük sevdalarını Yaşıyorum ben. Ay'a..Yıldızlara gittim Şirin'i,Aslı'yı,Leyla'yı sordum Kor Ateşler içinde Yanan yürekleri Güneşte gördüm.. Son zamanların En büyük sevdalarını Yaşıyorum ben.. En çok bahar kokulu Kadınları sevdim.! Buğulu gözlü kadınları Bir başka sevdim.. Beni yakan her güzeli Aslı,Şirin,Leyla sandım.! Son zamanların En büyük Sevdalarını Yaşıyorum ben.. Ozanlara,şairlere Eli kalem tutan kimi. Gördüysem.. Acının ilacını sordum.! Ateş yağmurundan Kavrulmuş gözlerinde Kendi yansımamı gördüm.. Son zamanların En büyük sevdalarını Yaşıyorum ben.. Dağa,taşa,karıncaya Yaşayan her varlığa Aşık oldum..! Çılgınlar gibi sevdim Büyük aşklar,ihanetler yaşadım.! Son zamanların En büyük sevdalarını Yaşıyorum ben..   MeLiH BaKi   Devamı

07 05 2011

BeKLeNeN

Ne hasta bekler sabahı, Ne taze ölüyü mezar. Ne de şeytan, bir günahı, Seni beklediğim kadar. Geçti istemem gelmeni, Yokluğunda buldum seni; Bırak vehmimde gölgeni, Gelme, artık neye yarar?    NeCiP FaZıL KıSaKüReK Devamı

06 05 2011

aKŞaM YüReĞiM

Akşam olur Bir başıma kalınca Bu yerde... Özlemin Ateş olur..! Dokunduğun her yerde Kıvılcımlar saçar Özlem ateşin Yangınlara döner... İçimde Yıkılmaz sandığım Dağlar erir Ormanlar bir bir yanar. Eğil başım Sen.. Öne eğil.... Bunca yıldız varken Gece neden karanlık olur Sevdiğim..... Kaybetmeyince İnsan Bilmezmiş Elindeki nimetin kıymetini. Ağla yüreğim kendi haline Sen Şimdi ağla..  MeLiH BaKi Devamı

02 05 2011

aYRıLıK SeVDaYa DaHiL

açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın en görkemli saatinde yıldız alacasının gizli bir yılan gibi yuvalanmış içimde keder uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın rüzgâr uzak karanlıklara sürmüş yıldızları mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan onu çok arıyorum onu çok arıyorum heryerinde vücudumun ağır yanık sızıları bir yerlere yıldırım düşüyorum ayrılığımızı hissettiğim an demirler eriyor hırsımdan ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş tedirgin gülümser çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var çünkü ayrılık da sevdâya dahil çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili hiç bir anı tek başına yaşayamazlar her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar gittikçe genişleyen yakılmış ot kokusu yıldızlar inanılmayacak bir irilikte yansımalar tutmuş bütün sâhili çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil çünkü ayrılık da sevdâya dahil çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili yalnızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık hava ağır toprak ağır yaprak ağır su tozları yağıyor üstümüze özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı karanlık çöktü denize yalnızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince sı... Devamı

01 05 2011

Eğer...

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer. .......... .......... CaN YüCeL   Devamı

27 04 2011

GeCe...

Bir gece, Gecede bir uyku. Uykunun içinde ben. Uyuyorum, Uykudayım, Yanımda sen. Uykunun içinde bir rüya, Rüyamda bir gece, Gecede ben. Bir yere gidiyorum, Delice. aklımda sen. Ben seni seviyorum, Gizlice.. El-pençe duruyorum, Yüzüne bakıyorum, Söylemeden, Tek hece. Seni yitiriyorum Çok karanlık bir anda. Birden uyanıyorum, Bakıyorum aydınlık; Uyuyorsun yanımda.. Güzelce. Özdemir Asaf   Devamı

26 04 2011

Hoş geldin!

Hoş geldin! Kesilmiş bir kol gibi omuz başımızdaydı boşluğun… Hoş geldin! Ayrılık uzun sürdü. Özledik. Gözledik… Hoş geldin! Biz bıraktığın gibiyiz. Ustalaştık biraz daha taşı kırmakta, dostu düşmandan ayırmakta… Hoş geldin. Yerin hazır. Hoş geldin. Dinleyip diyecek çok. Fakat uzun söze vaktimiz yok. YÜRÜYELİM…..  Nazım Hikmet RaN Devamı

26 04 2011

Hoş geldin!

Hoş geldin! Kesilmiş bir kol gibi omuz başımızdaydı boşluğun… Hoş geldin! Ayrılık uzun sürdü. Özledik. Gözledik… Hoş geldin! Biz bıraktığın gibiyiz. Ustalaştık biraz daha taşı kırmakta, dostu düşmandan ayırmakta… Hoş geldin. Yerin hazır. Hoş geldin. Dinleyip diyecek çok. Fakat uzun söze vaktimiz yok. YÜRÜYELİM…..  Nazım Hikmet RaN Devamı

20 04 2011

‘Tanrım, bana yaşamımın sonuna kadar çalışacak iş ver.Tanrım bu

'Tanrım, bana yaşamımın sonuna kadar çalışacak iş ver'     'Tanrım bu işleri yapacak kadarda ömür ver                                                                                                  ' (Betül MARDİN 16 yaşındayken anı defterine yazdığı not) Size öğüt vereceğime, yaşam hikayemin bir yerinden girip diğer ucundan çıkmaya karar verdim. Yaşam, zaten ders kitabı değil midir? Çocukken dilsizdim. İnsan özürlü olunca bir yolunu bulup, onu kapatmaya çalışır. Karşısındakini de kandırdığını, durumsuzluğunu idare ettiğini sanır. Ancak, o zaafla ilgili soru sorulursa sakatlığını bütün açıklığı ile hatırlatır. Dostlar öğrenmek isterlerdi, ‘O yıllarla ilgili neler hatırlıyorsun, çok mu acı çektin? Diye. Sıkıntım yoktu, fakat etraftakilerin beni göstererek konuşmalarından bende bir eksiklik olduğunu anlıyordum. Sonra kelimeler ağzımdan döküldü, konuştum. Başlarda cümlelerin ortasında durup, yutkunup tekrar konuşmaya başlardım. Gene o özrümden dolayı algılama sorunum vardı. Arkadaşlar bir veya iki defada konuyu kavrıyorsa, ben yazıp çizip temize çekip, sabah erken kalkıp okursam ancak anlıyordum; Ama ben öğrendiğim vakit arkadaşlara ders verecek duruma geliyordum. Dolayısı ile, araştırmak, derinine öğrenmek, bilgi edinmek bende bir emel oldu. Kelimeler aklı... Devamı

12 04 2011

TeK BaŞıNaLıK

Ben tek başına ne yapabilirim Diye düşündü biri Ve hiçbirşey yapmamaya karar verdi Ben tek başına ne yapabilirim Diye düşündü bir öteki Ve yalnızlığının kuytuluğuna çekildi Ben tek başına ne yapabilirim Diye düşündü bir üçüncü Ve tek başına düşünmeyi sürdürdü Ben tek başına ne yapabilirim Diye düşündü yüzbinler Ve tek başınalıklarını sürdürdüler Ben tek başına ne yapabilirim Diye düşündü milyonlar Milyonlarcaydılar Ve tek başınaydılar Bu arada birileri Onlar adına Karar vermekteydi Tek başına olduklarını sananlar Topluca ortadan kaldırıldılar…. ATAOL BEHRAMOĞLU   Devamı

12 04 2011

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır Kopmaz kökler salmaktır oraya Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına İnsan balıklama dalmalı içine hayatın Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe,bütün evrene karışırcasına Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana  Ataol Behramoğlu   ... Devamı

11 04 2011

oNu DüŞüNüNCe...

Sevmek… Beş harf, iki hece; ama öyle güçlü bir etkisi var ki değişir insan baştan sona. Sevmek… Öyle başka ki düşünmediklerini düşündürür. Belki de “asla” dediğini yaptırır. kalbe girdi mi bir başka olur insan. Düşünür, düşündürür ve özler. Her an düşünmeye başlar. Neyi düşündüğünü bilmez başta; ama farketmeden tebessüm olur yüzüne kalbindeki sevgi. Hayal etmeye başlar ve daha bir sürü şey. Ama sevmenin en güzel yanı, sevmeye başladıktan sonra kalbe sevginin dışında başka bir şeyin girmemesi galiba…   Devamı

11 04 2011

oNu DüŞüNüNCe...

Sevmek… Beş harf, iki hece; ama öyle güçlü bir etkisi var ki değişir insan baştan sona. Sevmek… Öyle başka ki düşünmediklerini düşündürür. Belki de “asla” dediğini yaptırır. kalbe girdi mi bir başka olur insan. Düşünür, düşündürür ve özler. Her an düşünmeye başlar. Neyi düşündüğünü bilmez başta; ama farketmeden tebessüm olur yüzüne kalbindeki sevgi. Hayal etmeye başlar ve daha bir sürü şey. Ama sevmenin en güzel yanı, sevmeye başladıktan sonra kalbe sevginin dışında başka bir şeyin girmemesi galiba…   Devamı

11 04 2011

oNu DüŞüNüNCe...

Sevmek… Beş harf, iki hece; ama öyle güçlü bir etkisi var ki değişir insan baştan sona. Sevmek… Öyle başka ki düşünmediklerini düşündürür. Belki de “asla” dediğini yaptırır. kalbe girdi mi bir başka olur insan. Düşünür, düşündürür ve özler. Her an düşünmeye başlar. Neyi düşündüğünü bilmez başta; ama farketmeden tebessüm olur yüzüne kalbindeki sevgi. Hayal etmeye başlar ve daha bir sürü şey. Ama sevmenin en güzel yanı, sevmeye başladıktan sonra kalbe sevginin dışında başka bir şeyin girmemesi galiba…   Devamı

10 04 2011

Öylesine...

Bir dostun sıcaklığına Öylesine Yaslamak istiyorum ki başımı Ya omzunu uzat sevgilim Ya da telleri kopuk Bir kemanı Kanadının altına sığınacak Bir kuş arayan Eskimiş saçak gibiyim sensiz Yada bütün balinalarının Kıyıya vurup intahar ettiği Bir deniz Bir hitit çanağıyım Toprağa gömülü Ve sen İlk kazısını yapan Bir arkeolog ürkekliğiyle Ellerinin arasına Al beni Tek dileğimdir çünkü benim Sana yakın bir sunay akın Sunay Akın a  ... Devamı

09 04 2011

GiDerKeN GöRüRSüN...

Bavulları hep toplu durmalı insanın… Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı… Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vazgeçmeli… İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı… Yalnızlığa alışmalı… * * * Çünkü “omuz omuza” günlerin vakti geçti. Dayanışma… günümüz borsasının değer kaybeden hisse senet­lerinden biri artık… Bireyin keşif çağı, geride kı­rık dökük yalnızlıklar bıraktı. Terörün bile bireyselleştiği çağdayız. Zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil; zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır. * * * İşte o yüzden alışmalı yalnız­lığa… Sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan… Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı… Hüzünlü bir şarkıyla paylaşı­lan gecelerde başını dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli… Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı… Romanlardan yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür duvarlarına… “Yalnızlık paylaşılmaz/ Paylaşılsa yalnızlık olmaz” dizeleriyle başlamalı güne… Telesekretere “şu anda size cevap verebilecek kim­se yok” denmeli, “… belki de hiçbir zaman olmaya­cak…” Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı… * * * Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır. Haklılığın onuru yaşatır insanı… Susmanın utancı öldürür. O yüzden en sessiz gecelerde ”doğruydu, yaptım”la teselli bulmalı insan… Feryada komşuların yetişmemesine, soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı… Kendiyle he­saplaşmaya çalışmalı… Gece yastıkla ağl... Devamı

08 04 2011

Aşk; ne karmaşık bir şeydi...

Karda, kışta, zorda; baharında yazında mevsimin, sana açtım çiçeklerini içimin, hep sana soldum sonra… Hep sana üşüdüm ayazında bu aşkın, ben bu şehrin yağmurundan hep sana aktım… Sana doldu gözlerim şarkıların en acıklı yerlerinde; sana bağırdım avaz avaz, sana sustum… Seni düşündüm yarımında, eksiğinde zamanın; sana küstüm kimse bilmeden, kimse bilmeden seninle barıştım. Ben bütün papatyaları sana yoldum! Bildiğim bütün küfürleri sana ettim. Sana yandım, sana soğudum, sana söndüm. Ben bütün yollardan sana gittim, sana döndüm… Ben hep sana yazdım ya, bütün soru işaretlerini, bütün virgülleri, bütün ünlemleri, bütün noktaları sana koydum. Sana açtım bütün parantezleri, bütün parantez içlerini seninle doldurdum. Ben sana, ben hep sana, ben bunu da sana yazdım… Ben sana yazarken her şeyi, sen başka baharında mevsimin, başka zamanında hayatın, başka düşlerin, başka kolların, başka acıların koynunda, yatağında en arsız sevişmelerin; ben sana durdum ayakta, sana düştüm… Sana saydım yok oluşlarımı ve yeniden doğuşlarımı. Ben bütün yaralarını içimin, sana sardım… Sana topladım dağılan parçalarımı dağıldıkları yerlerden; sana hastalandım sana iyileştim. Sana fırlattım oklarını hayallerimin; seni hedef aldım, seni ıskaladım, seni vurdum, sana kızdım, seni affettim. Sana içlendim, sana sabrettim; ben sana, ben hep sana, yine sana yazdım. Ben sana yazdım ya her şeyi; aşkı, ayrılığı, en karasını cümlelerin, en kanlısını, en ihtiraslısını, en yaralısını, en acısını hatta en ağırını. Ben uyutmak için bazen içimin canavarlarını, bozmak için aşkın kara büyülerini, yakmak için bazen sana ait keli... Devamı

07 04 2011

GiTMeLeR

  Bu günlerde herkes gitmek istiyor Küçük bir sahil kasabasına Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara… Hayatından memnun olan yok. Kiminle konuşsam aynı sey… Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği. Öyle “yanına almak istedigi üç şey” falan yok. Bir kendisi Bu yeter zaten. Herşeyi, herkesi götürdün demektir.. Keşke kendini bırakıp gidebilse insan. Ama olmuyor. Hani kendimizden razıyız diyelim, öteki de olmuyor. Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor. Böyle gidiyoruz işte. Bir yanımız “kalk gidelim”, öbür yanımız “otur” diyor. “Otur” diyen kazanıyor. O yan kalabalık zira… İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile, Güvende olma dugusu… En kötüsü alışkanlık Alışkanlığın verdiği rahatlık, Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor. Kalıyoruz… Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz. Evlenmeler… Bir çocuk daha doğurmalar… Borçlara girmeler… İşi büyütmeler… Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor. Misal ben… Kapıdaki Rex’i bırakıp gidemiyorum. Değil bu şehirden gitmek, İki sokak öteye taşınamıyorum. Alıp götürsem gelmez ki… Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında Herkes onu o herkesi seviyor. Hangi birimizle gitsin? “Sırtında yumurta küfesi olmak” diye bir deyim vardır; Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin Kendi imalatımız küfeler. Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada. Ölüm var zira. &... Devamı

22 03 2011

LaNeTiN KeNdiSi

Titanic'in sahibi The White Star Line diye bir şirketmiş Bu firmanın ortaklarından olan Sir James Cole'un babası, vakti zamanında, Mısır'da Ramses mumyasının kazılarına katılan 70 kişiden biriymiş Bu yüzden ailesiyle birlikte sonsuza dek lanetlenmiş Mister Cole, kazılardan kısa bir süre sonra diğer arkadaşları gibi esrarengiz bir şekilde hastalanıp ölmüş Üstelik cenazesini taşıyan gemi de Akdeniz'de kaybolmuş Oğlu James ise hayatı boyunca bu lanetten nasibini almış Annesi ve kız kardeşini evlerinde çıkan bir yangında kaybetmiş 18 yaşına kadar yetiştirme yurdunda yaşamak zorunda kalmış Yine de başarılı bir iş adamı olup, The White Star Line adlı bir deniz taşımacılığı şirketine ortak olmuş Ancak babasının katıldığı kazının 20'inci yılında şirketin gemileri tek tek talihsiz kazalar geçirmeye ve batmaya başlamış Şirket bi türlü kazaların önünü alamamış Üstelik basın da üzerine geliyor, her gün boy boy eleştiri yazıları çıkıyomuş Şirketin zararı feci boyutlara ulaşmış The White Star Line son kozunu oynamaya karar vermiş Tüm mal varlığını üç büyük, süper lüks gemiye yatırmış Bu gemilerin adları Olympic, Titanic ve Britannic'miş Bu üç geminin de üzerinde bir lanet varmış İlk gemi Olympic, 1911'de, Atlantik Okyanusu'nda bir buzdağına çarpmış Tamir için getirildiği tersanede çıkan bir yangında da tamamen yanmış Titanic illegal bir şekilde mumya taşıdığı söylentilerine rağmen 1912 yılında ilk seferine çıkmış Titanic'in trajik hikayesini herkes bilir; onun da yoluna bir buzdağı çıkmış Britannic ise 1 Dünya Savaşı sırasında Atina açıklarında, 1916 yılında meydana gelen bir patlamada batmış Kısa süre sonra The White Starline şirketi denizcilikten çekildiğini açıklamış James Cole'un babasının katıldığı kazıda mumyası &cce... Devamı

22 03 2011

Dünya'nın Oluşumu(YuNaN MiToLoJiSi)

 Yunan Mitolojisi "Başlangıçta kaos vardı" der. Daha sonra bu kaostan Gaia oluşmuştur, yani toprak, başka bir deyişle "Toprak Ana". Hesiod der ki, "Gaia'dan gökyüzü yükseldi", yani Uranos. Gökyüzü, yani Uranos; toprağın, yani Gaia'nın hem oğlu hem eşi oldu. O zamanlarda, gökyüzü ve yeryüzü birbirine o kadar yakındı ve birbirlerine öyle büyük bir aşkla sarılmışlardı ki, aralarındaki sınır ayırt edilemezdi. Bereketli, yeşil Gaia, Uranos'un yağmurlarıyla ıslanınca, Eros ortaya çıktı; yaratıcı aşkın ruhu. Eros, bir varlıktan çok, Gaia'nın ruhu olarak tanımlanır; yeryüzü ve gökyüzünü birlikte kılan bir güç. Gaia ve Uranos'un kucaklaşmasıyla ilk varlıklar oluşmaya başladı. Gaia, Uranos'un kolları arasında mutlulukla kıpırdandığında, narin, yeşil, yumuşak tepeler oluştu ve Gaia bu tepelerden Titanları doğurdu; düşünme yeteneğine sahip ilk varlıkları. Titanlardan sonra Gaia, yüz kollu, dev canavarlar doğurdu. Babaları Uranos onları görür görmez nefret duydu, iğrendi ve toprağın içine geri itti. Gaia acıyla kıvranıyordu, bu kıvranmalardan yeryüzündeki büyük taşlık dağlar oluştu. Ancak Uranos, Gaia'ya eziyet etmekten vazgeçmiyordu. Gaia, acı içinde ilk çocukları olan Titanlar'a seslendi. Babaları ve yarı kardeşleri olan Uranos'a karşı kendisiyle birlik olmalarını istedi. Ancak Titanların hemen hepsi Uranos'tan ölesiye korkuyorlardı; Gaia'nın yardım çağrısına karşılık vermediler. Ancak içlerinden biri, Cronus, annesine yardım edeceğini belirtti. Titanların en cesuru olan Cronus, annesine yardım edip babasını saf dışı bıraktıklarında Evren'in idaresinin kendisine geçeceğini sezinliyor olmalıydı. Bunun üzerine Gaia, Cronus'un pe... Devamı